Tanım
Şiir Atölyesi
Bağlantılarım
*
*
*
*
* *
|
Bu Olmalıydı Mutluluk

Ürkek bir ceylan gibi suyun beyazlaştığı yerde, saklı olan masumiyeti görebilmek için daldığın deryada, neler bulursun kim bilir? Kan ağlayan bir yürek mi vardır, yoksa kendini hayatın kollarına bırakmış bir vazgeçmişlik mi? Kim bilir belki de mutludur, kendi yalnızlığında çıktığı yolculuğunda… Sahi mutluluk nedir ki? Nefes alırken kendi nefesini duyabilmek, tat bırakan damakta, mutlu, senin olan bir hayat; bu olmalıydı mutluluk.
Nadir bulunan çiçeklerle bezenmiş bir bahar çığlığının koptuğu doğa harikasını yudumlayabilmek. Hissedebilmek ılık bir dalganın ayak tabanlarını yalarken verdiği zindeliği ve vücudundan tüm yorgunluklarını bir çırpıda yok eden pozitif bir enerji; bu olmalıydı mutluluk.
Beyazlaşmış bir su yumağı üzerine doğru gelirken, ellerindeki acıları alıp götürmesiydi sonsuzluğun bucağına; bu olmalıydı mutluluk.
Yalnızlık saatlerinin en nadide zamanında bir iç huzur ararken, bir dostun seni düşündüğünü bilmek ve gülümsemekti ona habersiz. İçsel bir duygu yumağı dostun düşündüğünü bilebilmekti; bu olmalıydı mutluluk.
Bir bebek masumiyetinde gülücükler dağıtırken etrafına, bunun algılana bilmesiydi,; bu olmalıydı mutluluk.
Karmakarışık bir dünya düzeninde yaşarken, içinden cımbızla da olsa seçerek alıp çıkardığın sevinçli anların bulunabilmesiydi; bu olmalıydı mutluluk.
Gözlerini kapatma dünyaya, içinde ne sevinç damlaları var görebilene; sen yeter ki göstermeyi bil. Duyularını aç açabildiğince, kulakların ne sesler duyacak, duyabilene, duyurabilene. Dokun, bir taşın içinde bazen sıcaklığın ellerini yaktığını, serinlemek istediğinde ise serinlettiğini, hele dayanmak istediğinde sana nasıl destek olduğunu hisset. Dinlenmek istediğinde, yorgunluklarının üzerine verilen bir molada verdiği sakinliği hisset.
Toprağın ne çok rengi vardır. Karatoprak hain gözükse de ellerine al ve kokla, içindeki hayatlardan sesleri duyabilirsin, duyuların açıksa eğer. Her renginde, her miktarında nice yaşanmışlıklar saklıdır. Kokuyu almışsan eğer, konuşabilirsin de sana cevap bile verir, mutluluğa dair.
Su deyip geçme, mavi, yeşil, beyaz, köpük bal rengi bile olur, sudaki gökkuşağını hiç gördün mü? Velhasıl mutluluk çevrende ve içindekileri anlatabilirsen. Göreceksin sana ne cevaplar verecek. Bu olmalıydı mutluluk… |
Tarih: 10:53, 27.10.2006 Kategori: denemeler |
Yorum (1) | Bağlantı |
|
Deniz'di Adın

Deniz' di Adın
dikenleri gönlüme battı yine geçmişin
Sana Deniz diyeceğim, kimse tanımaz seni çocukluğumun masum çaresiz bebeği, seni andım, yirmidört yıl sonra, düştün ansızın aklıma
Yaşın onikiydi; senden bir an için çalmışlardı, tüm bedenini küçük kadınım!
suçun neydi? bu çark nasıldı? bu neyin diyetiydi?
Gece gibi siyah saçların, iki belik halinde; süzülürdü iki yanına, örgüsünde, gizliydi saflığın! çocukluğun!
çaldılar!
bir an için, tüm benliğini, geleceğini...
kalem tutmak için, gelmiştin okula...
belki...
düzelecekti düzen; senin içinde güneş doğacaktı, okuyarak....
anlaşıldı ve.... kaydını sildikleri gün, gelecek umudun, bitti... ... ... sonra gittin/ ... duydum...
gülyüzün solmuş...
tavan arasında ipte kalmış boynunla birlikte, tüm hayatın...
|
Tarih: 10:46, 27.10.2006 Kategori: siirlerim |
Yorum (0) | Bağlantı |
|
Bulut Yatağına Uzanın/Papatyalarla
Hafızanda doğduğundan itibaren bir takım bilgiler vardır. Sırası geldiğinde kimisi gün yüzüne çıkar ve seni bahar şarkıları gibi karşılar ve mutlu eder. Tatlı tatlı gülümsersin.
Papatya dendiğinde çocukluğunun ilk yıllarına 4-5 yaşıma kadar uzanırsın. Eski taş binalardan oluşan, oturduğunuz mahallede, evinin damının üzerinde sarı-beyaz-yeşil bir halı gibi döşeli duran papatyalar gelir gözünün önüne, senden başkası göremez o papatyaları el değmemiş, tertemizdirler. Papatyalara senden başka kimse basamaz zaten, senin evin, özelin, papatyalar hafızanda baharın habercidir. Serçeler üzerinde, kendi müzikleriyle bahar dansı yaparlar. Tanıdığın tek kuş o zamanlar serçe olduğu için başka kuş bilmezsin.
Annenin anlattığı hayatının kesiti gelir hemen aklına. Ölen kardeşlerinin ne olduğunu sorduğunda “kuş olup uçtular onlar cennetteler” dediği gelir aklına. Bütün serçeler gözünde ölmüş küçük çocuklardır ve serçeleri tanımadığın küçük kardeşlerin kadar seversin belki de evinizin damına gelip papatyalarla dans eden serçeler senin kardeşlerindir. Ama kaçarlar seni görünce bir türlü anlam veremezsin. “Neden kaçıyorlar ki onlar, benim kardeşlerim” dersin demek ki bilmiyorlar. “Kuş akıllar” deyimi gelir usuna. Onlar bilmiyorlar ama sen biliyorsundur. İşte bu mevsim, martta papatyalar açar, kuşlar dans eder, şarkı söylerler. Ölmüş bütün küçük çocuklar ailelerini ziyarete gelirler. Onlar kuş akıllı oldukları için bilemezler ama sen eşref mahlukat olduğun için onların kardeşlerin olduğunu bilirsin.
Papatya falı…seviyor-sevmiyor; diye fala bakarlar ya, hiç bakmadığına eseflenirsin. Belki de kıyamamışsındır papatyaları ziyan etmeye. Gerçekçi de değilsindir aslında, bir hayale dalıp gitmek hiç de zor değildir senin için. Ama can yakmak olunca işin içinde kıyamazsın, yakamazsın. O yüzden sana kıyarlar, seni yakarlar, seni üzerler. Gözyaşların boşalır çoğu zaman şelale gibi. Ama üzüntü değil bu, gözyaşları yüreği temizlemek içindir. Ne kadar ağlarsan o kadar temizlenirsin. Ağlamışsan doyasıya, gözlerinde şişmişse temizlenmiştir. Hem kalbin hem de ruhun. Yine kirlenirsin, yine temizlenirsin. Bir türlü ders almazsın, hayatında yaşananlardan. Dersinki sessizce senden adam olmaz. İflah olmazsın sen…Kime ne, kim duyar, kim hisseder…
Bulutların üzerinde papatyalarla, sen de bulutlar kadar erişilmez, yumuşak, beyaz ve uzaksın. Kime uzaksın, kendine…demiştim ya yalnızsın işte. Hafızana yüklenmene devam et, etmelisin neler çıkacaktı daha kim bilir. Bu sesler yalnızlık istediğinde nasılda baş ağrısı yapıyorlar. Radyoların hepsi çalıyor, insanlar neden boş boş konuşuyor….Ya susanlar neden susuyorlar…Yer değiştirin, birazda susanlar konuşsun susamışlıklarından, boş konuşanlar sussun yutkunsunlar. Haydi yalnızlığın sesini dinleyelim, neler anlatacaklar…
Bir bulut yatağına uzanmışsın papatyalarla, yalnızsın….Yalnızlık ne kadar güzeldir, istediğinde. Yaşamak ne güzeldir, yaşadığında. Sevmek ne güzeldir, sevdiğinde. Sevilmek ne güzeldir, sevildiğinde. |
| |
|
Nur Ulusoy | | | |
Tarih: 19:54, 10.10.2006 Kategori: denemeler |
Yorum (2) | Bağlantı |
|
|